Dijital TL’nin asıl değeri devletin ekonomi politikalarında ortaya çıkabilir

SATIRARASI / HABER

↗

PAYLAŞ

X in f WA ✉

Mustafa Azizoğlu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) dijital Türk lirası projesinde teknik çalışmalar ilerlerken, paranın hukuki altyapısının nasıl oluşturulacağı sorusu önem kazanıyor. Kasım 2025’te yayımlanan İkinci Faz İlerleme Raporu’nun ardından, Ağustos 2026’da 12 banka ile 6 ödeme ve elektronik para kuruluşunun 23 projesi geliştirme ve test sürecinin bir sonraki aşamasına geçti.

Ancak dijital Türk lirasının nasıl kullanılacağı kadar hangi hakları ve sorumlulukları beraberinde getireceği de belirsizliğini koruyor. Merkez Bankası’nın dijital para ihraç yetkisinden çevrim dışı ödemelerde ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklara, bankaların sorumluluklarından tüketicinin korunmasına kadar pek çok konuda düzenleme ihtiyacı bulunuyor.

Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Gökçe Kurtulan Güner, yürütücülüğünü üstlendiği TÜBİTAK projesi kapsamında dijital Türk lirasının hukuki altyapısını araştırıyor. Projenin ilk aşamasında bankalar, ödeme kuruluşları, akademisyenler ve sektör temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirildi. İkinci aşamada ise mevcut mevzuat incelenerek düzenleme gerektiren alanlar belirlendi.

Güner’e göre dijital liranın asıl değeri, FAST gibi mevcut sistemlerin sunduğu ödeme kolaylığını tekrar etmekten çok, devletin ekonomi politikalarını hayata geçirmesinde yeni bir araç olabilmesinde yatıyor. Bununla birlikte dijital paranın toplumsal kabulü için hukuki güvenliğin sağlanması gerekiyor.

Güner, Satırarası’nın dijital Türk lirasının geleceğine ilişkin sorularını yanıtladı.

Dijital Türk lirasının hukuki altyapısını incelediğiniz TÜBİTAK projesinde hangi sonuçlara ulaştınız? Türkiye’de önemli mevzuat boşlukları var mı?

Çalışmamızın ikinci ayağı tam olarak mevzuat analizi. Nerede boşluklar var, dijital lira kabul edilecek olursa ne gibi değişiklikler yapılmalı, bunu araştırdık. Bahsettiğiniz tüm alanlara ilişkin mevzuatı taradık. Buna ilişkin bir rapor hazırladık, yakında yayımlayacağız.

Hemen hemen temas ettiği her alanda bir revizyon ihtiyacı var. Kanun koyucu bunu müstakil bir kanun olarak yapabilir. Dijital liranın temas ettiği her şeyi düzenleyen bir kanun hazırlanabilir ki bizim önerimiz de bu yönde. Ya da ilgili kanunlarda değişiklik yapılabilir. Bu biraz daha uğraştırıcı olacaktır.

Örneğin Anayasa’da para ihracına karar verme yetkisi Meclis’e verilmiş durumda. Burada çok değişiklik gerekmiyor çünkü paranın mutlaka fiziki olması gerektiğine dair bir hüküm yok. Ancak Merkez Bankası Kanunu’na baktığınızda bankanın yetkisi banknot ihraç etmek. Dijital para ihracına ilişkin yetkinin de tanımlanması gerekiyor.

Benzer şekilde Borçlar Kanunu’ndan Medeni Kanun’a kadar pek çok düzenleme nakit para esas alınarak oluşturulmuş. Dijital varlıkların hukuki niteliği, sahiplik hakları ve devri gibi konularda yeni kurallara ihtiyaç olacak.

Bu paranın gerçekten nakit paranın dijital izdüşümü olabilmesi için hukuki altyapının ihraçtan önce ya da eş zamanlı olarak sağlam bir şekilde kurulması şart.

Programlanabilir para ve programlanabilir ödeme kavramları sık sık birbirine karıştırılıyor. Dijital TL’de hangisi söz konusu olacak?

Programlanabilir para ifadesi geldiğimiz noktada biraz yanıltıcı olabiliyor. Başlangıçta CBDC’lerin avantajlarından biri olarak paranın kendisinin programlanması gündeme gelmişti.

Örneğin devlet kriz döneminde düşük faizli kredi veriyor ve bunun istihdama ya da yeni bir iş yeri kurulmasına harcanmasını istiyor. Paranın kendisi programlanırsa hangi koşullarda harcanabileceği de paranın içine yerleştirilebilir.

Fakat Merkez Bankası’nın faz raporlarından anladığımız kadarıyla buna yanaşılmayacak. Çünkü bu, dijital parayı nakitten epey uzaklaştırıyor. Oysa nakdi istediğimiz gibi kullanıyoruz; şartsız, koşulsuz, nihai bir ödeme aracı.

Bu nedenle paranın programlanmasından ziyade ödemelerin programlanması üzerinde duruluyor. Yani paranın kendisi koşullu olmayacak ama ödeme koşula bağlanabilecek.

Sözleşme serbestisi açısından bakarsak tarafların rızası olduğu müddetçe ödemenin bir koşula bağlanmasının önünde hukuki bir engel görmüyorum. Bunun akıllı sözleşmelerle gerçekleştirilmesi öncelikle teknolojik bir mesele.

Türkiye’de FAST zaten saniyeler içinde para transferine imkân veriyor. Böyle bir sistem varken dijital Türk lirasına neden ihtiyaç var?

Bu çok makul bir soru. Türkiye dijital bankacılık ve ödemeler konusunda ileri bir noktada. FAST sayesinde saniyeler içinde, çok düşük maliyetle ve güvenli şekilde para transferi yapabiliyoruz.

Dijital paranın bunun karşısında birkaç avantajı olabilir.

Birincisi çevrim dışı ödemeler. İnternet kesildiğinde FAST kullanılamıyor. Özellikle doğal afetlerde dijital paranın çevrim dışı kullanılabilmesi önemli olabilir. Bu istisnai bir durum ama Merkez Bankası’nın üzerinde durduğu bir avantaj.

İkincisi ödeme sistemlerinin dayanıklılığı ve bağımsızlığı. Avrupa Birliği’nde dijital avro çalışmalarının hız kazanmasının nedenlerinden biri bu. Ödeme altyapılarında Visa, Mastercard gibi Amerikan şirketlerinin ağırlığı var. Jeopolitik bir kriz sırasında bu altyapıların kesintiye uğraması ciddi risk yaratabilir.

Türkiye açısından da ödeme altyapılarında bağımsızlık önemli. TROY sisteminin geliştirilmesi de bu amaca hizmet ediyor.

Bir başka gerekçe finansal kapsayıcılık. Herkesin bankacılık hizmetlerine erişemediği bir dünyada insanların dijital ödemelerin dışında kalmaması önemli. Bu, bizde çok önceliklendirilmiyor ama bence son derece kıymetli.

Sektör temsilcileriyle yaptığınız görüşmeler dijital TL’nin asıl katma değeri konusunda düşüncenizi değiştirmiş. Nasıl bir sonuca vardınız?

Bu projenin ilk ayağında sektör paydaşlarının dijital liraya bakışını araştırdık. Ödeme kuruluşlarının yöneticileriyle, bankacılarla, iktisatçılarla ve akademisyenlerle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirdik.

FAST varken dijital paranın artısı ne, hangi riskleri ve avantajları var gibi sorular sorduk.

Bu görüşmelerde benim çalışmalarımın da odak noktasını değiştiren bir tespit ortaya çıktı.

Dijital lira, her ne kadar ilk bakışta öyle görünse de, aslında bir ödemeler inovasyonu değil. Ödemeler alanında şu anda böyle bir inovasyona çok büyük ihtiyaç da yok.

Çevrim dışı ve sınır ötesi ödemeler gibi avantajlar var ama bunlar daha istisnai kullanım alanları.

Konuyu kişiler arası ödemelerin dışına çıkarıp devletin vatandaşlarla ilişkisi ve ekonomi politikalarını hayata geçirmesi açısından düşündüğümüzde farklı sonuçlara varabiliyoruz.

Devlet bunu iyi kullanırsa ekonomi politikalarını çok daha iyi hayata geçirebilir. Vergileri daha iyi toplayabilir. Kara para aklama ve terör finansmanıyla daha etkili mücadele edebilir.

Elbette bunların hepsi aracın nasıl tasarlandığına ve ne kadar etkili kullanıldığına bağlı.

Ama bunların gerçekleşebilmesi için dijital paranın toplum tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Sadece devletin “Bu yeni paradır” demesi onun para olması için yetmiyor. Toplum nezdinde kabul görmesi lazım. Bunun da ön şartı hukuk güvenliği.

Dijital TL yaygınlaşırsa bankaların ve ödeme kuruluşlarının rolü nasıl değişecek? Bankalar mevduat kaybı riskiyle karşılaşabilir mi?

Bankaların kesinlikle oyundan çıkmadığı bir kurgu kuruluyor.

Başlangıçta merkez bankasının dijital parayı doğrudan halka dağıtıp dağıtmayacağı tartışılıyordu. Şimdi iki katmanlı bir model öne çıkıyor. Merkez Bankası parayı ihraç edecek, bankalar ve ödeme kuruluşları dağıtımda rol oynayacak.

Dolayısıyla bankalar sistemin dışında kalmayacak. Sadece oyunun kuralları biraz değişecek.

Bankalara hücum, yani bank run, olası risklerden biri. Kriz anında insanların mevduatlarını hızla dijital liraya çevirmesi bankalar açısından sorun yaratabilir.

Bunu önlemek için iki temel mekanizma öngörülüyor. Birincisi dijital paranın faiz getirmemesi, yani yatırım aracı hâline gelmemesi. İkincisi de tutulabilecek dijital para miktarına üst sınır getirilmesi.

Türkiye’de de büyük ihtimalle bu mekanizmalar uygulanacak. Ancak üst sınırın ne olacağı henüz belli değil.

Yetkisiz bir dijital TL transferi, sahte dijital para veya çifte harcama durumunda sorumluluk kimde olacak? Bankalar mı, kullanıcılar mı?

İki katmanlı modelde kimlik doğrulama, müşteri ilişkileri, veri koruma ve siber güvenlik gibi yükümlülüklerin önemli bir kısmını bankalar ve ödeme kuruluşları üstlenecek gibi görünüyor.

Bu, Merkez Bankası’nın kendi risklerini de dağıtması anlamına geliyor. Ancak sorumluluğun tam olarak nasıl paylaşılacağı henüz belirlenmiş değil.

Her durumda bankanın sorumlu olacağını söylemek doğru değil. Bazen sorumluluk tüketiciye de yüklenebilir.

Örneğin sahte para üzerinden düşünelim. Mevcut hukukta sahte parayla ödeme yapmak borcu sona erdirmez. Dijital para için de benzer kurallar uygulanabilir.

Bir bankaya nakit verip karşılığında hatalı bir dijital para aldıysanız bankanın sorumluluğu söz konusu olur. Ancak başka bir kişiden sahte dijital para transferi aldıysanız durum farklıdır.

Çifte harcama gibi dijital varlığa özgü riskler ise ayrıca düzenlenmeli. Nakdi iki kere harcayamazsınız ama dijital varlıkta böyle bir risk bulunuyor. Çevrim dışı ödemelerde ortaya çıkacak sorunların ve bunlardan doğan sorumluluğun nasıl paylaşılacağının mevzuatta açıkça belirlenmesi gerekiyor.

Merkez Bankası bu hukuki konularda akademisyenlerle işbirliği yapıyor mu?

Ben iletişim kurmaya çalışıyorum ama kapalı çalışıyorlar. Tabii ki anlayabiliyorum, son derece önemli bir konu.

Maalesef girişimlerimiz olmasına rağmen Merkez Bankası’yla işbirliği yapamadık.

Bu nedenle değerlendirmelerimizi kamuya açık faz raporlarından ve kendi araştırmalarımızdan hareketle yapıyoruz.

Türkiye, dijital TL’nin hukuki altyapısını hazırlarken hangi ülkeyi örnek almalı?

Kesinlikle Avrupa Birliği’ni.

Avrupa Birliği’nin parasal sistemi bizimkinden farklı. Orada parasal birlik, bizde ulusal bir parasal sistem var. Ancak Avrupa Komisyonu bu konuda çok hızlı hareket etti ve dijital avroya ilişkin oldukça detaylı bir tüzük önerisi hazırladı.

Paranın ihracından kabul zorunluluğuna, sahiplik haklarından çevrim dışı ödemelere kadar birçok konu düzenleniyor.

Bizim özel hukuk sistemimiz zaten Avrupa’yla çok entegre. Ticaret hukukundan tüketici hukukuna kadar birçok alanda Avrupa Birliği düzenlemeleriyle uyum sağladık.

Dolayısıyla aynı hukuki altyapıdan hareket ediyoruz diyebiliriz.

Elbette Türkiye’nin ihtiyaçları Avrupa Birliği’ninkilerle aynı olmayabilir. Ancak dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok. Hazırlanmış metinlerden yararlanabiliriz.

Türkiye’de hukuki düzenlemelerin projenin son aşamasına bırakılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunu garipsemiyorum, çok normal.

Önce nasıl bir dijital para modeli benimseneceğine ilişkin politik ve ekonomik kararların verilmesi gerekiyor. Ardından hukuki altyapı buna göre şekillenebilir.

Ama bu, hukukun göz ardı edilebileceği anlamına gelmiyor. Tam tersine işin merkezinde yer alıyor.

Bu paranın güvenli bir şekilde kullanılabilmesi için teknoloji ne kadar önemliyse hukuk da o kadar önemli.

Dijital Türk lirasının sınır ötesi ödemelerde de önemli avantajlar sağlayabileceği söyleniyor. Bunun için ne gerekiyor?

FAST gibi sistemler ülke içinde maliyeti düşürüyor, hızı artırıyor. Ama uluslararası ödeme yapmak istediğinizde hâlâ muhabir bankacılık sistemiyle karşılaşıyorsunuz. İşlemler pahalı ve yavaş olabiliyor.

CBDC teknolojisi sınır ötesi ödemelerde zaman ve maliyet tasarrufu sağlayabilir. Ancak bunun için uluslararası işbirliği şart.

Bir ülkenin kendi perakende dijital parasını çıkarması, bu paranın otomatik olarak başka bir ülkenin dijital parasına dönüşeceği ve ödemenin saniyeler içinde gerçekleşeceği anlamına gelmiyor.

Bu amaçla mBridge ve Agorá gibi uluslararası projeler yürütülüyor. Türkiye şu anda daha çok gözlemci konumunda.

Dijital Türk lirası tedavüle girdiğinde bu tür uluslararası işbirlikleri gerekli olacak. Sınır ötesi ödemelerde asıl katma değeri de o zaman görebileceğiz.

Satırarası · Türkiye finans sektörünün teknoloji yayını

Haftalık bülten

Finans teknolojisindeki önemli gelişmeleri haftada bir kez derli toplu alın.

Görüş / düzeltme

Haberde hata, eksik bilgi veya eklenmesi gereken bir ayrıntı mı gördünüz? Bize iletin.

← ÖNCEKİ

SONRAKİ →