
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Dijital Türk Lirası projesinde sıra yeni kullanım alanlarının test edilmesine geldi. Geçen yıl yayımlanan İkinci Faz İlerleme Raporu’nun ardından açılan ekosistem çağrısında 85 başvuru arasından seçilen 23 proje, geliştirme ve deney alanı testlerine hazırlanıyor. On iki banka ile altı ödeme ve elektronik para kuruluşunun yer aldığı projelerde programlanabilir ödemeler, tokenizasyon ve birlikte çalışabilirlik öne çıkıyor. Dijital TL’nin teknik altyapısının ötesinde, finansal sistemde hangi işlemleri değiştirebileceği artık somut uygulamalarla sınanacak.
Türkiye’de bu aşamaya geçilirken, dünyada da merkez bankası dijital paralarının geleceği şekilleniyor. Uluslararası Ödemeler Bankası’nın (BIS) araştırmasına göre merkez bankalarının yüzde 91’i dijital para modelleri üzerinde çalışıyor. Ancak çalışmaların yönü ülkeden ülkeye farklılaşıyor. Avrupa Merkez Bankası, bireylerin kullanımına yönelik dijital euro için 2027’nin ikinci yarısında pilot uygulama başlatmayı planlarken, eylül ayında tokenlaştırılmış finansal varlıkların merkez bankası parasıyla mutabakatını sağlayan Pontes sistemini devreye aldı. Böylece dijital paraların yalnızca günlük ödemelerde değil, finansal piyasaların altyapısında nasıl kullanılabileceği de öne çıkan tartışma başlıklarından biri haline geldi.
Türkiye’de ise bu tartışmanın merkezinde FAST var. Para transferlerinin saniyeler içinde gerçekleştirilebildiği, kartların ve mobil bankacılığın yaygın olduğu bir ülkede Dijital TL hangi yeni ihtiyacı karşılayacak? Bankalar ve fintechler bu altyapıya neden yatırım yapacak? Satırarası’nın sorularını yanıtlayan Berlin merkezli strateji danışmanlık firması Contextual Solutions’ın kurucusu ve yazar Şebnem Elif Kocaoğlu Ulbrich’e göre projenin geleceği, yeni bir ödeme aracı yaratmaktan çok, mevcut sistemlerin karşılayamadığı ihtiyaçlara çözüm sunabilmesine bağlı. “Bankalarla rekabet eden bir Dijital TL büyük olasılıkla başarısız olur” diyen Kocaoğlu Ulbrich, programlanabilir ödemelerden tokenlaştırılmış varlıklara uzanan kullanım alanlarını ve projenin başarısını belirleyecek koşulları değerlendirdi.
Birkaç yıl önce CBDC projelerinde kullanım amacının hâlâ netleştirilmeye çalışıldığına dikkat çekmiştiniz. Bugün bu görüşünüz değişti mi?
Kısmen değişti. Birkaç yıl önce CBDC tartışmaları çoğunlukla teknolojinin kendisi etrafında dönüyordu. “Elimizde güçlü bir çözüm var; bunu hangi probleme uygulayabiliriz?” sorusu soruluyordu. Son dönemde yaşananlar bu eleştiriyi haklı çıkardı. Birçok ülkede perakende CBDC hevesi beklenenden hızlı söndü. Bunun ardında gizlilik ve finansal istikrar kaygıları, teknik karmaşıklık ve en önemlisi kamuoyunun ilgisizliği vardı. Tüketiciler kendilerine sunulan yeni ürünün hangi sorunları çözeceğini göremedi.
Öte yandan, bugün problem tanımının eskisinden çok daha net olduğunu düşünüyorum. Üç başlık öne çıkıyor. Birincisi, ödeme altyapısında egemenlik ve dayanıklılık. İkincisi, tokenize varlıklar için kamusal ve güvenilir bir mutabakat varlığı. Üçüncüsü de bugün birden fazla kurum ve adım gerektiren süreçleri programlanabilir ödemelerle sadeleştirmek.
TCMB’nin ekosistem çağrısıyla kullanım amaçlarını doğrudan piyasadan toplamasını da doğru buluyorum. Bu süreçler AB’de de bu şekilde yürütülüyor, biliyorsunuzdur. Kullanım amacını netleştirmek için pilot projelerin artması gerektiğini o dönemde de söylemiştim. Hâlâ yanıtlanması gereken soru ise son kullanıcı için “neden?” sorusu.
Türkiye halihazırda FAST, kartlar, elektronik para kuruluşları ve gelişmiş mobil bankacılık altyapısına sahip. Dijital Türk Lirası mevcut ödeme araçlarının yapamadığı neyi yapabilir?
Türkiye bu açıdan Avrupa’daki birçok ülkeden şanslı. Hızlı, ucuz ve 7/24 ödeme ihtiyacını FAST büyük ölçüde karşıladı. Dolayısıyla Dijital TL’nin değeri “daha hızlı bir ödeme aracı” olmasında yatmıyor. Kullanıcının hâlihazırda çözülmüş bir problemi için ikinci (ve daha hızlı) bir çözüm sunmak benimsenmeyi getirmez. Ürün adaptasyonunda en zor şey, memnun olan bir kullanıcıyı alışkanlıklarını değiştirmeye ikna etmektir.
Yeni değer daha çok şu alanlarda ortaya çıkabilir: koşula bağlı ve otomatik gerçekleşen ödemeler, teslim ile ödemenin aynı anda gerçekleştiği işlemler, çevrimdışı ödeme imkânı ve karşı taraf riski taşımayan merkez bankası parasının dijital ortamda doğrudan kullanılabilmesi. Bunun yanı sıra, kriz anlarında dış ağlara bağımlı olmayan, yerel hukuka tabi bir ödeme katmanı olması da stratejik bir değer taşıyor.
Son kullanıcı açısından önemli bir not düşmek isterim: Kullanıcı altyapıyı değil, deneyimi satın alır. Dijital TL başarılı olacaksa, büyük ihtimalle vatandaş onu “Dijital TL” olarak değil, zaten kullandığı banka veya cüzdan uygulamasının içinde yeni bir özellik olarak deneyimleyecek. Örneğin, iadenin anında gerçekleşmesi, bir kira depozitosunun koşullar sağlandığında otomatik olarak geri dönmesi gibi.
Dijital Türk Lirası ekosistem çağrısında 23 proje bir sonraki aşamaya geçti. Bunların 17’si programlanabilir ödemeler, 15’i tokenizasyon, 15’i birlikte çalışabilirlik alanında. Bu dağılım size ne söylüyor?
Bu dağılım bence çok şey anlatıyor. Piyasa Dijital TL’yi yeni bir cüzdanın ya da kartın alternatifi olarak görmüyor. Onu üzerine yeni ürünlerin kurulabileceği, programlanabilir ve mevcut sistemlerle konuşabilen bir “para katmanı” olarak görüyor. Başka bir deyişle, ilgi perakende ödeme arayüzünden altyapı katmanına kaymış durumda.
Projelerin büyük kısmı birden fazla alanı bir araya getiriyor. Asıl değerin de muhtemelen bu kesişimde ortaya çıkacağını düşünüyorum. Tokenize bir varlığın programlanabilir bir ödemeyle el değiştirmesi ve bunun bankacılık sistemiyle sorunsuz entegre olması tek başına her bir başlıktan daha güçlü bir kullanım senaryosu.
Yine de temkinli olmakta fayda var. Deney alanında çok sayıda proje bulunması benimsenme anlamına gelmiyor. Asıl bakmamız gereken, bu projelerden hangilerinin tekrar tekrar kullanılan ürünlere dönüşeceği.
Programlanabilir ödemelerin bugünkü ödeme altyapısından farkını gösterecek somut bir kullanım senaryosu verebilir misiniz?
KOBİ’lerin tedarik zinciri iyi bir örnek olabilir. Bir üretici tedarikçisinden hammadde sipariş ediyor. Bugün bu süreçte e-irsaliye, e-fatura, banka transferi, çoğu zaman faktoring şirketi ve muhasebe tarafında ayrı ayrı mutabakatlar var. Tedarikçi, teslim ettiği malın bedelini aylarca bekleyebiliyor. Alt yükleniciye yapılacak ödemeler ve vergi kesintileri de ayrı işlemler olarak takip ediliyor.
Dijital TL ile ödeme koşulları işlemin kendisine gömülebilir. Teslimat onaylandığında ödeme otomatik olarak serbest bırakılır. Aynı anda vergi payı ayrılır, alt yüklenicinin payı aktarılır, finansman sağlayan kuruma dönmesi gereken tutar doğrudan ona gider. Birden fazla kurumun ayrı ayrı yürüttüğü ve sonradan eşleştirmeye çalıştığı adımlar tek bir akışta birleşir. KOBİ açısından sonuç daha düşük mutabakat maliyeti, daha az alacak riski ve daha sağlıklı bir nakit akışı demek.
Burada önemli bir hukuki ayrımın altını çizmek isterim: Programlanabilir ödeme ile programlanabilir para aynı şey değil. Koşulları ödeme işlemine bağlamak büyük fırsatlar sunar. Paranın kendisine “şurada harcanabilir, burada harcanamaz” gibi kısıtlar koymak ise gizlilik, paranın tekliği ve kamuoyu güveni açısından ciddi sorular doğurur. Dijital euro tartışmalarında bu ayrımın kamuoyuna iyi anlatılamaması güveni önemli ölçüde zedeledi. Bu tepki zamanla sokaklarda ‘dijital euro’ istemiyoruz yürüyüşleri, sosyal medya kampanyalarına dönüştü ki durumun bu kadar meşakkatli projelerde amacın iyi anlatılamamasının bedelini gösteren iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum.
Dijital Türk Lirası’nın uzun vadede asıl değerinin tokenleştirilmiş finansal varlıkların ödeme ve mutabakat katmanında ortaya çıkması mümkün mü?
Bence mümkün, hatta şu an en güçlü aday bu. Varlıkları tokenleştirip ödeme tarafını eski sistemlerde bırakırsanız, tokenizasyonun vaat ettiği verimliliğin büyük kısmını kaybedersiniz. Varlığın ve ödemenin aynı anda el değiştirdiği mutabakat için güvenilir bir dijital para bacağına ihtiyaç var. Bu bacağın karşı taraf riski taşımayan merkez bankası parası olması, piyasa katılımcıları için güçlü bir güvence.
Avrupa’da da benzer bir eğilim görüyoruz. Avrupa Merkez Bankası, perakende dijital euro tartışmalarının yanı sıra, DLT tabanlı işlemlerin merkez bankası parasıyla mutabakatı üzerinde paralel olarak çalışıyor. Tartışmanın ağırlık merkezi yavaş yavaş kurumsal katmana kayıyor.
Bu, perakende tarafının önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Perakende değeri çoğu zaman görünmez biçimde ortaya çıkacak. Tokenize bir varlığa küçük tutarlarla erişebilen bir yatırımcı, Dijital TL’yi doğrudan kullanmasa da ondan fayda görecek. Tasarruf ve yatırım alışkanlıkları düşünüldüğünde, bu alan Türkiye için özellikle ilginç.
Stablecoinler, tokenlaştırılmış banka parası ve CBDC’ler arasında nasıl bir iş bölümü bekliyorsunuz? CBDC’nin diğerlerinin sağlayamayacağı temel özellik nedir?
Bu üç para biçiminin birbirinin yerini almaktan çok, farklı katmanlarda birlikte var olacağını düşünüyorum. Stablecoinler özellikle sınır ötesi transferlerde, kripto ekosisteminde ve yerel para biriminde oynaklık yaşanan piyasalarda değer saklama aracı olarak güçlü. Ancak bu yaz yayınlanan Tokenizasyon kitabımızda da vurguladığım gibi, gelişmiş ödeme altyapısına sahip ülkelerde son kullanıcı için ek değerler hâlâ tartışmalı. Tokenlaştırılmış banka parası ise bankaların müşteri ilişkisini ve kredi yaratma fonksiyonunu koruyarak kurumsal hazine yönetimi ve programlanabilir B2B ödemeler için doğal bir aday. CBDC ise bu sistemin çapası, yani nihai mutabakat varlığı olarak konumlanabilir.
CBDC’nin diğerlerinin sağlayamadığı temel özelliği bence tek bir kavramla özetlenebilir: güven. Merkez bankası parası karşı taraf riski taşımaz, yasal ödeme aracıdır ve değeri ihraççının rezervlerine, yönetişimine ya da şeffaflığına bağlı değildir. Buna ek olarak, CBDC yerel hukuka tabi ve ulusal para biriminde işleyen bir egemenlik aracı. Dolar bazlı stablecoin kullanımının yaygın olduğu Türkiye gibi ülkelerde bu boyut göz ardı edilmemeli.
Dijital euro tartışmalarından ve pilotlardan Türkiye açısından çıkarılabilecek en önemli dersler neler?
Bence ilk ders şu: Kullanıcıya “neden?” sorusunun cevabını baştan vermek gerekiyor. Almanya’da Bundesbank’ın 2021’deki anketi, Avrupa Merkez Bankası’nın 2023 ve 2024 çalışmaları hep aynı sonuca işaret etti. Tüketiciler, mevcut ödeme araçlarının sunmadığı yeni işlevler görmedikçe dijital euroya ilgi göstermiyor. Kartları, anlık transferleri ve mobil cüzdanları olan bir kullanıcı için yeni bir ödeme aracının ek değeri kendiliğinden anlaşılmıyor.
İkinci ders iletişim. Dijital euro kamuoyunda uzun süre gözetim aracı ya da nakit ödemelerin piyasadan kaldırılmasının ilk adımı olarak algılandı. Anlatı bir kez kaybedilince teknik güvencelerle geri kazanmak çok zor. Politika yapıcıların projeye başlamadan önce kamuoyunu kullanım alanları konusunda yeterince bilgilendirmemesi bu algının oluşmasında belirleyici oldu.
Üçüncü ders de tartışmanın çerçevesiyle ilgili. Dijital euro çoğu zaman “nakit ödemelerin dijital versiyonu mu, bankalara rakip mi olacak?” soruları etrafında tartışıldı. Oysa asıl mesele, Avrupa’nın ödeme altyapısında kendi egemenlik alanını oluşturup oluşturamayacağı. Son dönemde yaşanan yaptırım örnekleri, bu sorunun ne kadar somut olduğunu gösterdi. Bunlara bankalarla yaşanan gerilim, elde tutma limitleri üzerine uzun tartışmalar ve iş yerlerinde kabulün nasıl sağlanacağı sorusu da ekleniyor. Burada asıl değerin politik dalgalanmalara karşı direnecek dirayeti olmayan ödeme ağlarına bağlı olmamak olduğunu anladık.
Türkiye için çıkarılacak sonuç açık: Dijital TL’nin perakende benimsenmesi FAST’ın yaptığını tekrarlamakla değil, yeni bir işlev sunmakla mümkün. Bu işlevin de ilk günden itibaren kamuoyuna anlaşılır biçimde anlatılması gerekiyor.
Dijital TL bankalar ve fintechler için rakip bir ödeme kanalı mı olacak, yoksa üzerine yeni ürünler geliştirilebilecek ortak bir altyapı mı?
Başarılı olacaksa ortak bir altyapı olmak zorunda. Bankalarla rekabet eden bir Dijital TL büyük olasılıkla başarısız olur. Kullanıcıya dağıtımı yapacak olanlar bankalar ve fintechlerdir. Onlar da kendi müşteri ilişkilerini ve mevduat tabanlarını tehdit eden bir ürünü dağıtmak için bir sebep görmezler. Bu nedenle, merkez bankasının altyapıyı sağladığı, müşteri arayüzünün ise özel sektörde kaldığı aracılı bir model en gerçekçi seçenek.
Birlikte çalışabilirlik de yalnızca teknik bir konu değil. Dijital TL ile mevduat arasında anında ve sorunsuz dönüşüm, FAST ve TR Karekod ile entegrasyon, açık bankacılık API’leriyle uyum ve farklı cüzdanlar arasında geçiş olmadan kullanıcı deneyimi parçalı kalır. Kullanıcı hangi paranın hangi rayda aktığını bilmek istemez. Sadece ödemenin çalışmasını ister.
Avrupa’daki açık bankacılık deneyimi bu konuda önemli bir ders sunuyor. PSD2 altyapıyı zorunlu kıldı, ancak bankalar için net bir iş modeli sunmadığı için uyum süreci uzun ve sancılı geçti. İngiltere dışındaki çoğu ülkede parmakla gösterilecek bir açık bankacılık uygulaması bulunmuyor. Dijital TL’de de bankaların ve fintechlerin bu altyapı üzerinden nasıl gelir elde edeceği baştan net olmalı. Aksi halde altyapı bir fırsat olarak değil, yalnızca bir uyum yükümlülüğü olarak görülür.
Önümüzdeki üç-beş yılda Dijital Türk Lirası’nın başarılı olduğunu söyleyebilmemiz için ne görmemiz gerekir? Hangi gelişmeler projenin gerçek bir kullanım alanı yaratamadığını düşündürür?
Ürün açısından bakıldığında, başarının tek bir net göstergesi var: mükerrer kullanım. Açılan cüzdan sayısı ya da duyurulan pilot sayısı değil, düzenli olarak ve kendi tercihiyle Dijital TL kullanan kullanıcı ve kurum sayısı. Bunun yanında en az bir veya iki “vazgeçilmez” kullanım senaryosunun, yani kullanıcıların Dijital TL olmadan yapmayı düşünemeyeceği işlemlerin ortaya çıkmasını görmek isterim. Bunlar büyük ihtimalle programlanabilir B2B ödemelerde ve tokenlaştırılmış varlıkların mutabakatında olacak. Bankaların ve fintechlerin bu altyapı üzerine kendi ürünlerini kurup gelir elde etmeye başlaması, bölgesel ticarette diğer ülkelerin altyapılarıyla bağlantı kurulması ve kamuoyunda gizlilik konusunda güvenin oluşması da güçlü sinyaller olur.
Tersinden bakarsak, pilot aşamasının sürekli uzaması ve projelerin deney alanından çıkamaması durumunda endişelenmeye başlayabiliriz. Açılan cüzdanların kullanılmaması, kullanımın yalnızca teşvik ya da zorunlulukla sürmesi. Bankaların Dijital TL’yi bir fırsat değil, bir yükümlülük olarak görmesi. Dijital TL’nin FAST’ın zaten yaptığını farklı bir isimle yapan bir kanala dönüşmesi. Ve dijital ödemelerde dolar bazlı stablecoin kullanımının artmaya devam etmesi.
Sonuçta teknolojinin çalışması başarı değil, yalnızca başlangıç noktası. Asıl test, Dijital TL’nin insanların ve kurumların gündelik finansal rutinlerinin bir parçası olup olamayacağıdır.